Explore Cappadocia
 

mimarlk_muzesi_talas.jpg


Talas, Mustafapaşa, Germir, Güzelyurt gibi yerleri gezdikçe hep şunu düşünmüşümdür:  “şimdiki mimarlarımız sanırım buraları hiç gezmiyorlar”. Büyük şehirlerde arazi kalmadı, arazi çok değerli diyerek inşa edilen yüksek beton binaları ya da hortlakları anladık ama bu tür binaların Nevşehir, Kayseri ve Anadolu’nun diğer yerleşim bölgelerinde neden yükseldiğini hala anlamış değilim.

 

Son haftalarda yoğun olarak yazdığımız dağ-doğa yürüyüşü yazılarımıza bu hafta biraz ara veriyoruz ve mimari güzellikleri, özellikleri barındıran şehirlerde gezinmeyi seven, tarih kokan sokaklarda yürümeyi özleyen okuyucularımız için yakın şehirlerimizden birine gidiyoruz. Bu haftaki rotamız Kayseri’nin bir dağ yamacı ilçesi Talas. Kayseri’ye 6km uzaklıkta, Ali Dağı’nın eteklerinden itibaren başlayan şehir, eski fotoğraflardaki güzelliğini halen nispeten koruyor. Her ne kadar o görkemli, hiçbir şekilde çirkin bir yapılaşmanın görünmediği o eski fotoğrafları içinizi çekerek dakikalarca gözlemleseniz de, benzer küçük kareleri şehre at gözlüğü takmış gibi baktığınızda görebiliyorsunuz.

 

Talas eski bir yerleşim yeri. Tarihi MÖ 1500’lü yıllara kadar gidiyor. Rum ve Ermeni ustaların özenerek işlediği Kayseri taşlarının bir araya gelerek oluşturdukları birbirinden farklı yazlıklar, bağ evleri, kiliseler ve evler adeta bir mimari-tarihi zenginlik. Sosyal ve kültürel zenginliği de ayrıca bahsedilmesi gereken bir konu. Mimarlık okuyan veya bu meslekle uğraşan herkesin kesinlikle ziyaret etmesi, notlar alması gereken bir yer Talas. Mübadeleye kadar Rum ve Ermeniler Türklerle aynı avlularda oynamış, büyümüş ve yine bu avlularda temiz dağ havasını solumuşlar. O güzelim evlerden Kayseri’yi ve Erciyes’i seyretmişler. Panaya Kilisesi’ni (Yeni Cami) Amerikan Hastanesi ve Koleji’ni, Atatürk Köşkü’nü inşa etmişler. Doğaya uygun, çevre ile iç içe doğal ve narin… Merkezde bulunan Rüştiye Mektebi 1869 yılı eseri ve Sultan Abdülaziz emri ile yaptırılmış. Talas’ın dar ancak kışın dahi “sıcak” sokaklarında gezerken, şimdi pek de olmayan o dönemki yaşamı hissedebiliyorsunuz. İşte sizi ısıtan da bu oluyor. Dar sokaklar, bu sokaklara bakan büyük ancak şirin pencereler, işlemeli balkonlar, son derece sade ve bir o kadar da tok ve bütünlük arz eden kapılar… Her kapının fotoğrafını çekesiniz geliyor, dayanamayıp çekiyorsunuz. Bir yandan paranın bütün bunları yaptırdığını, bu evlerin zengin insanların evleri olabileceğini düşünüyorsunuz. Ancak günümüzde bu tür bir yapının inşa edilmediğini algılayınca tekrar sorgulamaya başlıyorsunuz: Neden bugün bu tür yapılar inşa edilmiyor? Hatta bir adım ötesine geçiyor ve “Madem inşa etmiyoruz, peki bu binaları korumak yerine neden yıkıyoruz (Develi ve Germir’de olduğu gibi)?

 

İlçenin dağlık kesimlerinde gidilebilecek pek çok yayla da bulunmakta. Yaz aylarında biraz serinlemek isterseniz bu yaylalara da bir merhaba diyebilir, çayır kokusunu ciğerlerinize çekebilirsiniz. Güzergah oldukça basit. Ürgüp-Kayseri yolu ve Kayseri’den Ali Dağı’na doğru yani pek çoğumuzun bildiği Tıp Fakültesi yolunu takip ederek dümdüz devam ettiğinizde, levhalar sizi Talas’a götürecektir. Belki Germir ve Talas gezilerinizi bir güne sığdırabilirsiniz. Talas yamaçlarında yer alan şirin kafeteryalarda bir şeyler içerken adeta açıkhava mimarlık müzesini andıran bu şehri seyre dalabilirsiniz..

 

Keyifli geziler…